İBN-ÜL ARABİ 800 YIL ÖNCE BAŞKA DÜNYALARDAN BAHSİ

İbn-ül Arabi

Muhyiddin-i Arabi olarak da bilinen İbn-ül Arabî (1165-1240), İslam düşünce tarihinin en gizemli ve derin şahsiyetlerinden biri olarak, "Vahdet-i Vücud" felsefesinin yanı sıra keşf ve ilham yoluyla elde ettiği kozmolojik bilgileriyle de tanınır. Modern okuyucunun "başka gezegenler" veya "paralel evrenler" olarak yorumlayabileceği anlatıları, onun şaheseri olan Fütûhât-ı Mekkiyye (Mekke Açılımları) adlı eserinde geniş yer tutar.

​Hayal Alemi ve Arz-ı Hakikat

​Arabi, beşeri duyularla algılanamayan ancak manevi bir tecrübe ile gidilebilen bir yerden bahseder: Arz-ı Hakikat (Hakikat Toprağı) veya Arz-ı Vâsia (Geniş Toprak). Burası, bilinen fiziksel dünyanın ötesinde, "Berzah" veya "Misal Alemi" (Hayal Alemi) sınırları içinde yer alan devasa bir coğrafyadır.

​İbn-ül Arabî, bu mekana dair şu ilginç detayları verir:

  • Fizik Kurallarının Farklılığı: Bu topraklarda imkansız görünen şeyler gerçekleşir; cisimler iç içe geçebilir, bir kişi aynı anda birkaç yerde bulunabilir.
  • Gezegenler ve Felekler: Arabî, Mirac tecrübesine benzer manevi yolculuklarında yedi kat göğü ve buradaki gezegenleri (Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn) ziyaret ettiğini anlatır. Her gezegende o kürenin "ruhaniyeti" ile görüştüğünü, onlardan ilimler aldığını belirtir.
  • Şehirler ve Varlıklar: Arz-ı Hakikat'te akıl almaz büyüklükte şehirler, gümüşten kaleler ve bizden çok farklı yaratılışa sahip varlıklar (sakinler) olduğunu tasvir eder. Bu varlıkların Allah’ı tesbih ettiğini ve dünyadaki varlıklardan haberdar olduklarını söyler.

​Kaynaklar ve Anlamı

​Bu anlatıların temel kaynağı Fütûhât-ı Mekkiyye’nin özellikle 8. bölümüdür. Burada "Allah’ın yarattığı ve içine dünyamızın sığabileceği kadar geniş bir yeryüzü" tasviri yapılır. Ayrıca Uklatü’l-Müstevfiz adlı eserinde evrenin yapısını ve feleklerin (gezegen kürelerinin) işleyişini açıklar.

​Arabi’nin bu tasvirleri bilimsel bir astronomi raporu değil, "Keşf" adı verilen manevi bir görüdür. Ona göre bu mekanlar sadece hayali değil, ontolojik bir gerçekliğe sahiptir. Modern perspektifle bakıldığında, Arabî’nin "Arz-ı Hakikat" anlatısı, çoklu evrenler (multiverse) veya bilincin farklı boyutları fikriyle çarpıcı benzerlikler gösterir.

İbn-ül Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye eserinde anlattığı manevi yolculuğunda, fiziksel bir bedenden ziyade "latif bir bedenle" felekleri (gezegen katmanlarını) tek tek gezer. Bu yolculuk, sadece mekanları görmek değil, evrenin işleyişine dair derin sırları kavramak içindir. Her gezegen, bir peygamberin ruhaniyetiyle ve belirli bir manevi makamla ilişkilendirilir.

​Feleklerin Sırları ve Peygamberlerle Görüşme

​Arabî’nin anlatımına göre her gezegen küresi, o makamın yöneticisi olan bir peygamberin ilim ve hikmetini temsil eder:

  • Ay (Kamer) Feleği: İlk duraktır ve Hz. Adem ile görüşür. Burası oluş ve bozuluş aleminin sınırıdır. Arabî burada kelimelerin sırlarını ve harflerin kainattaki tesirini öğrenir.
  • Güneş (Şems) Feleği: Dördüncü kat semadır ve burada Hz. İdris ile karşılaşır. Güneş, sistemin kalbi gibidir. İbn-ül Arabî burada nurların hakikatini, zamanın nasıl büküldüğünü ve hayat enerjisinin varlıklara nasıl dağıtıldığını kavrar.
  • Jüpiter (Müşteri) Feleği: Altıncı kat semada Hz. Musa vardır. Arabî burayı "nurun ve hükmün" merkezi olarak tanımlar. Burada kaza ve kaderin nasıl şekillendiği, ilahi adaletin tecelli ediş yolları gösterilir.
  • Satürn (Zuhal) Feleği: Yedinci ve en üst kattır. Burada Hz. İbrahim ile buluşur. Satürn, maddesel alemin bittiği, mücerret (soyut) alemin başladığı sınırdır. Arabî burada "külli akıl" ve "levh-i mahfuz" gibi evrensel kayıt mekanizmalarına dair sırlar elde eder.

​Uzay ve Zamanın Ötesinde Bir Coğrafya

​İbn-ül Arabî’nin en ilginç anlatılarından biri de "Arz-ı Hakikat" (Hakikat Toprağı) dediği yerdir. Burası, astronomik olarak bilinen gezegenlerin ötesinde, hayal ve gerçeğin birleştiği bir "meta-evren"dir.

  1. Işınlanma ve Hız: Arabî, bu mekanlarda zamanın dünyadaki gibi akmadığını söyler. Bir kişi burada kendi düşüncesi kadar hızlı hareket edebilir.
  2. Maddesiz Varlıklar: Bu gezegenlerde yaşayan varlıkların bizim gibi yoğun bir eti ve kemiği olmadığını, onların "nurani" veya "şeffaf" formlarda olduklarını anlatır.
  3. Renkli Şehirler: Bazı gezegenlerin zümrütten, bazılarının yakuttan olduğunu ve buradaki renklerin dünyada gördüğümüz renk spektrumuna uymadığını iddia eder.

​Neden Bu Yolculukları Anlattı?

​İbn-ül Arabî için bu anlatılar, modern anlamda bir bilim kurgu değil, "Vahdet-i Vücud" düşüncesinin bir ispatıdır. O, evrenin her noktasında Allah’ın bir isminin tecelli ettiğini savunur. Gezegenler, bu isimlerin fiziksel dünyaya yansıma duraklarıdır. Dolayısıyla Satürn'ü veya Jüpiter'i gezmek, aslında Allah'ın farklı isimlerini (esmalarını) bizzat yerinde deneyimlemek demektir.

​Özetle Arabî; astronomiyi, fiziği ve metafiziği iç içe geçirerek, bugün bile hayret uyandıran bir "kozmik harita" çizmiştir.

Yorum Gönder

Bir yorum, bin teşekkür 🙂

Daha yeni Daha eski