KONUŞMAK İÇİN MEKANİK BİR SİSTEM GEREKSEYDİ

Robotik ağız

Ağız hareketlerini, ses üretimini ve konuşmayı mekanik bir sistemle taklit etmek sadece teorik bir olasılık değil, robotik ve akustik mühendisliğinin yüzyıllardır üzerinde çalıştığı bir alandır. İnsan konuşması; akciğerlerden gelen hava akımı, ses tellerinin titreşimi ve ağız boşluğunun (dil, dişler, dudaklar) şekillenmesiyle oluşur. Bu süreci mekanik bir düzeneğe aktarmak, "insan biyolojisinin mühendislik kopyasını" oluşturmak anlamına gelir.

Ancak Rabbimiz her insanda aynı olan ağız yapısı ve ses çıkarmak için gerekli organlar ile binlerce dil ve aksanı zahmetsizce gerçekleştiriyor.

​Mekanik Konuşma Nasıl Çalışır?

​Mekanik bir konuşma sistemi temelde üç ana bileşenden oluşur:

  1. Hava Kaynağı (Akciğerler): Bir körük veya kompresör sistemi, sürekli ve kontrollü bir hava akışı sağlar.
  2. Ses Üretici (Gırtlak): Esnek kauçuk zarlar veya metal kamışlar kullanılarak ses tellerinin titreşimi taklit edilir. Burada temel bir "vızıltı" veya ham ses üretilir.
  3. Rezonans ve Artikülasyon (Ağız ve Burun Boşluğu): Mekanizmanın en karmaşık kısmıdır. Hareketli bir "dil", esnek "dudaklar" ve değişebilen bir "boğaz" hacmi gerekir.

​Tarihte bunun en ünlü örneği 18. yüzyılda Wolfgang von Kempelen tarafından yapılan "Konuşma Makinesi"dir. Bu düzenek, bir elin körüğü pompaladığı, diğer elin ise bir huni (ağız) üzerindeki açıklıkları kapatarak farklı sesleri çıkardığı ahşap ve deri bir mekanizmaydı. Günümüzde ise bu sistemler yerini biyomimetik robotlara bırakmıştır. Japon bilim insanlarının geliştirdiği "konuşan robotlar", yapay bir gırtlak ve motorlarla kontrol edilen silikon bir ağız yapısı kullanarak "a, e, i, o, u" gibi ünlü harfleri ve bazı ünsüzleri fiziksel olarak boğumlayabilmektedir.

​Nasıl Bir Görsel Ortaya Çıkardı?

​Eğer tamamen şeffaf ve mekanik bir sistem hayal edersek, karşımıza karmaşık bir pnömatik (hava basınçlı) heykel çıkardı.

  • Dış Görünüş: Yüzeyde, insan derisine benzeyen ama altındaki metal iskeleti gösteren esnek silikon bir maske olurdu. Dudak kenarlarında, ağzı germeye ve büzmeye yarayan ince çelik kablolar (servo motorlara bağlı) görülürdü.
  • Ağız İçi: Ağzın içinde, yukarı aşağı ve ileri geri hareket edebilen, süngerimsi veya yumuşak plastik bir "dil" bulunurdu. Bu dilin her hareketi, havanın çıkış yolunu daraltarak sesin karakterini değiştirirdi.
  • Boğaz Kısmı: Boğazın derinliklerinde, hava geçtikçe hızla titreyen yapay vokal kordlar (şeritler) yer alırdı.
  • Gövde: Sistemin altında, ritmik bir şekilde şişip inen deri körükler ve bu hareketleri senkronize eden dişli çarklar bulunurdu.

​Sonuç olarak, mekanik bir konuşma sistemi; biyoloji, fizik ve sanatın birleştiği devasa bir müzik kutusuna benzerdi. Bu sistemler, dijital ses sentezleyicilerin aksine, sesin "fiziksel" bir yankısını sunduğu için çok daha organik ve etkileyici bir akustik deneyim yaratır.

Şimdi aşağıdaki videoyu izleyin. Her gün basit bir eylem olarak yaptığımız konuşmanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlayacaksınız. Rabbimize sadece konuşmanın, nefes almanın, bir sesi çıkarmanın bile şükrünü eda edemeyeceğimizin farkına varacaksınız. 

Yorum Gönder

Bir yorum, bin teşekkür 🙂

Daha yeni Daha eski